Çalışanların Aidiyet Duygusu Nasıl Gelişir

7 dk


çalışanların aidiyet duygusu hakkında
çalışanların aidiyet duygusu hakkında

Çiçekler, meyveler, sebzeler, hayvanlar kısacası tüm canlılar ait olmadığı yerde yeşermez ve büyüyemez. İşte insanlarda böyledir. Ait olmadığı yerde heyecan duyamaz, canlanamaz. Sizce bu duygulara sahip olmayan pratik düşünebilir mi?, bulunduğu yerde yüzü güler mi?, sorunun yanıtı herkeste aynı değil mi.! Peki, çalışanların aidiyet duygusu nedir.? çalışanların aidiyet duygusu nasıl gelişir.?

Bu içeriğimde sizlere personel aidiyetinin ne olduğu ve personel aidiyet duygusunun nasıl geliştirilebileceği hakkında bilgiler vereceğim. Bu içeriğin tamamını okuduğunuzda iş yerlerinde personel aidiyetinin nasıl sağlanacağını ve bunun için neler yapılması gerektiğini kesinlikle öğrenmiş olacaksınız. Bu konuda fikir sahibi olup ancak uygulamaya gelince sorunlar yaşayanlarda ise farkındalık oluşturacak.

Bu içeriğimi patron, yönetici ve çalışanların tamamına el kitabı niteliğinde olması kılavuzluk yapması yani rehber görevi görmesi için hazırlamaya çalıştım.

Çalışanların Aidiyet Duygusu Nedir? Neden Önemli.!

Çalışanların aidiyet duygusunun ne olduğunu anlatmadan önce aidiyet kelimesini açıklamayı daha sonra ise aidiyet duygusu hakkında bilgi vermeyi daha doğru buluyorum.

Aidiyet, Arapça kökenli bir kelimedir. TDK’ye göre bu kelime  “ait olma, ilgi, ilişkinlik” anlamını taşımaktadır. Aidiyet duygusu ise uzun yıllardır üzerinde araştırmalar yapılan psikoloji ve sosyoloji alanlarının ilgisini çeken önemli bir konudur. Ait olma, mensubiyet her canlı için bir duygu durumudur.

Psikoloji ve sosyoloji biliminde her geçen gün yeni araştırmalar yapılmakta ve insana dair yeni bulgular ortaya koyulmaktadır. Psikoloji bilimi aidiyet duygusunu, bir ihtiyaç olarak tanımlamaktadır.

Birey düzeyinde aidiyet ihtiyacını anlayabilmek üzerine psikoloji biliminde birçok araştırma yapılmış ve teori ortaya atılmıştır. Bunlardan en çok üzerinde durulanı Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’dir. Hümanist psikolojinin öncülerinden olan Abraham Maslow (1908-1970),  bireyin bir davranışı göstermesindeki en temel motivasyonun “ihtiyaç” olduğunu ortaya koymaktadır. Bu teoride ihtiyaçlar, birbirleriyle sıkıca bütünleşmiş ve bir hiyerarşiye göre düzenlenmişlerdir. Oluşturulan bu hiyerarşik düzende, bir alttaki ihtiyaç doyurulmadan, üstte bulunan ihtiyacın doyurulması söz konusu değildir.

Teorideki hiyerarşik düzende altta bulunan ihtiyaçların tamamen doyurulması beklenmemekle birlikte, bu ihtiyaçlar bireyin ihtiyacını en az şekilde karşılanıp doyurulmasıyla bir üstteki ihtiyaç doyurulabilir. Bu ihtiyaçları en temelden üste doğru sıralayacak olursak; fizyolojik gereksinimler (yiyecek, içecek, oksijen), güvenlik gereksinimleri (korkudan kurtulma, rahatlama), aidiyet ve sevgi gereksinimleri (kabul edilme, bağlanma, ait olma), sosyal gereksinimler (saygı görme, tanınma), bilişsel gereksinimler (anlayış, romantizm), estetik gereksinimler (simetri, düzen), kendini gerçekleştirme ve doruk yaşantılardır.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde ihtiyaçlar en temelden üste doğru önemlilik taşımaktadır. Örneğin, birey fizyolojik ihtiyaçlarını yani yiyecek bulma ve barınma gibi ihtiyaçlarını gidermeden bağlanma ve kabul görme ihtiyaçlarını doyurmayı talep etmeyecektir. Bir kişi günlerce yemek yiyemediği zaman diğerlerinden saygı görme gereksinimini gidermeyi düşünmeyecektir. Temeldeki ihtiyaçlar azami şekilde doyurulduktan sonra diğer ihtiyaçların doyurulması gerektiği savunulmaktadır. Bu teoriden yola çıkarak aidiyet, bağlanma ve sevgi ihtiyaçları da açlık gibi biyolojik içsel dürtülerle ortaya çıkan ihtiyaçlar gibi sosyal dürtülerden etkilenebilmektedir. Biyolojik ve sosyal temelli dürtülerin önemli farkları da sosyal dürtülerin, biyolojik temelli dürtüler kadar kolay ortaya çıkamamasıdır.

Kısaca Maslow’a göre aidiyet, ait olma, bağlanma ve sevgi ihtiyaçlarının belirgin olarak ortaya çıktığı dönem ergenlik dönemidir. Bu dönemde bireyler kendi kimliğini bulma ve kimlik karmaşasından kaçma eğilimindedirler. Bu dönemde kabul görme, onaylanma ve ilgi ihtiyacı çok büyük önem taşımakta ve bireyin benliğinin oluşumuna katkı sağlamaktadır.

Çalışanların aidiyet duygusu konusuna girmeden önce aidiyet kelimesini ve aidiyet duygusunun ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Bundan sonra işimiz daha kolay, nasıl mı? hemen anlatayım.!

Aidiyet kelimesini ve aidiyet duygusunun ne anlama geldiğini bilmeden çalışanlar üzerinde aidiyet duygusunun nasıl bir etki oluşturacağını anlayabilmek çok zordur. Bunun için önce aidiyet kelimesi ve aidiyet duygusu ile ilgili bilgiler vermeye çalıştım.

Hadi, gelin.! şimdi çalışanların aidiyet duygusuna sahip olması ne demek, bunun üzerinde duralım.

Çalışanların aidiyet duygusu: Kamu kurum ve kuruluşları dahil olmak üzere tüm özel sektör iş yerlerinde çalışan herkesin kurum kültürüne bağlılığı aidiyet duygusunu ifade etmektedir.

İş yeri vizyon ve misyonunu tanıyan, hedef ve amaçları doğrultusunda hareket eden, iş yerlerine koşa koşa gelen, kendi işi gibi sahiplenen, bulunduğu çalışma ortamında eğlenceli zaman geçiren herkesin iş yerlerine aidiyet ile bağlı olduklarını göstermektedir.

Çalışanların aidiyet duygusu bir başka deyişle kurumsal bağlılıktır. Çalışanların işe gelirken beyninin yanı sıra yüreğini de işe getirmesidir.

Okurken ne kadar güzel geliyor değil mi.?

Personellerin iş yerlerine aidiyet duygusu ile bağlı çalışması başarıya giden yolda en önemli unsurlardan birisidir. İş yerlerinde A’den Z’ye tüm kadronun aidiyet duygusu içerisinde çalışması hem iş yerleri hem de çalışanlar açısından çok önemli bir durumdur.

Halen aklınızda soru işareti varsa biraz daha detaylandırayım.

Aidiyet, insanoğlunun ihtiyaç duyduğu en önemli gereksinimlerden birisi ise iş yeri yani bulunduğu ortam insanın bu gereksinimi gideriyor ise çalışan, mutlu bir şekilde işini yerine getirmez mi? peki, mutlu çalışanların olduğu bir yerde üretim ve karlılık artmaz mı? başarı kendiliğinden gelmez mi? aslında bunlar birer soru değil, sizlerde farkındalık oluşturmasını istediğim önemli cümlelerdir.

Bu bakış açısıyla artık şunu çok net görebiliyor olmamız lazım. Bir iş yeri üretimi arttırmak için teknolojiye, teknik donanıma ve iş gücüne ne kadar ihtiyaç duyuyor ise çalışan aidiyet duygusuna da o kadar ihtiyacı vardır.

Çalışanların Aidiyet Duygusu Nasıl Gelişir. Neler Yapılmalı.

Kimseyi paraya mecbur ihtiyacı var diyerek hayatını zindana çeviremezsiniz.

Peki, gerek iş yerleri gerekse çalışanlar açısında bu kadar önemli olan personel aidiyet duygusu nasıl geliştirilir. Ne yapılırsa personellerin aidiyet duygusu artar.

  1. İletişim
  2. İnisiyatif Alabilme ve Karar verebilme Özgürlüğü
  3. Sosyal Aktiviteler
  4. Takdir Etme ve Ödüllendirme
  5. Kazanç Tatmini ve Adil Prim Dağılımı

Şimdi maddeler halinde sıralamaya çalıştığım bu başlıkları tek tek inceleyelim.

İletişim: Gündelik yaşamın içerisinde olmazsa olmaz unsurlardan birisidir. Ne iş yapıyorsanız, yapın. Yaşamın en önemli unsurlarından biri olan iletişim, başarı ve huzurun adeta anahtarı diyebilirim.

İş yerlerinde patron, yönetici ve çalışan arasında gerek yatay gerekse dikey yönde etkili bir iletişimin olması önemlidir. Bir çalışan, üst yönetime kendini rahatlıkla ifade edebilmelidir. Üst yönetim ise kapıda bulunan güvenliğinden tutun her düzeyde çalışanın ismini bilmeli, halini ve hatırını sorabilmelidir.

Patron veya yöneticilerin, çalışanları üretim yapan mekanik bir sistem veya robot gibi görmemesi gerekmektedir. Her çalıanın bu üretimde bir payının olduğunu tek tek çalışanların hepsine etkili bir iletişim ile hissettirilmesi gerekmektedir. Yönetici ve çalışan ilişkisi güçlü olmalıdır.

Bu noktada daha önce kaleme almış olduğum “Yöneticilerde Bulunması Gereken Etkili İletişim Teknikleri” konulu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

İnisiyatif Alabilme ve Karar verebilme Özgürlüğü: Bu konu bir çalışanın aidiyet duygusunu geliştirebilmesi için en önemli detaylardan birisi diyebilirim. Uzun yıllardır iş yaşamında olan birisi olarak  eğer bir çalışan kendi baktığı iş bölümüne ilişkin inisiyatif alamıyor yani özgürce karar veremiyor ise aidiyet geliştiremiyor.

“Direksiyonun başına geçmeyen aracı kullanamaz.” Çalışan alacağı kararlarda tabii ki de çalıştığı yerin değerlerine, politikasına uygun inisiyatif kullanması gerekiyor. Ancak personel her alacağı kararda üst ne söyler endişesiyle çalışırsa kuruma olan bağlılığının gelişmesi zor olur.

Sosyal Aktiviteler: Çalışanlar iş yerlerini sadece para kazandıkları yerler olarak görmemeleri gerekir.

Patron, yönetici ve çalışanların bir arada olduğu etkinliklerin yapılması çalışanların aidiyet duygusunun gelişmesi için önemli bir durumdur. Sosyal anlamda her türlü etkinlik çalışanın iş yerini sadece kazanç kapısı olarak görmekten ziyade eğelenceli bir yer olarakta görmesini sağlar. Böyle iş yerlerinde çalışanlar emin olun. İzinli günlerinde dahi iş yerlerine uğramak ister.

Ortak amaç ve hedeflere ulaşabilmek için ortak hareket edilmesi gerekiyor. Yani takım ruhu ile çalışılması gerekiyor. Birlik ve beraberlikleri ayakta tutabilmek için sadece maaş almak değil sosyal aktivite de önemlidir.

Takdir Etme ve Ödüllendirme: İnsanlar yaptıkları işlerin ardından takdir edilmeyi ister. İyi işlerde ise övülmeyi bekler. Personel ödüllendirmeleri, belirli standartlara oturtulmalıdır.

Örneğin, ayın personeli uygulaması yapılabilir. Her yılın sonunda 3 personele ödüller verilebilir. Bu ve buna benzer örnekler çoğaltılabilir. Takdir ve övgü dışında bu tarz belirli standartlar çerçevesinde uygulanan ödüllendirmeler motivasyonu arttırarak çalışma heyecanını yükseltir.

Kazanç Tatmini ve Adil Prim Dağılımı: Yukarıda anlatmaya çalıştığım başlıkların hepsi önemli ancak “hepimiz en nihayetinde para kazanmak için çalışıyoruz.” Dediğinizi duyar gibiyim.

Evet, haklı olduğunuzu kesinlikle söyleyebilirim. Bir şirket veya kuruluş yemeğinizi verse, servisinizi karşılasa, sosyal aktivitesi olsa, iletişimi kuvvetli olsa yani bütün güzel unsurları taşısa dahi kazanç anlamında tatmin edici değilse ve prim noktasında ise adil davranılmıyorsa çalışanlar kendilerini kesinlikle ait hissetmeyeceklerdir.

İşin yapılış amacı para kazanmaktır. Gelir dağılımındaki dengesizlikler, kazançtan elde edilen düşük pay gibi hassas durumlar çalışanlar tarafından asla hoşgörü ile karşılanmaz.

Yusuf TOKMUÇ-Kariyer ve Gelişim Blogumda: Çalışanların Aidiyet Duygusu Nasıl Gelişir? konusunu anlatmaya çalıştım. İçeriği beğendiyseniz daha fazla kişiye ulaşması için paylaşmayı, içeriğe katkı sunmak isterseniz de aşağıda yer alan yorum bölümüne fikir ve görüşlerinizi bırakmayı unutmayın.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
Beğen Beğen
1
Beğen
İlginç İlginç
0
İlginç
Bilgilendirici Bilgilendirici
1
Bilgilendirici
Beğenmedim Beğenmedim
0
Beğenmedim
Üzücü Üzücü
0
Üzücü
Yusuf TOKMUÇ
Sürekli Gelişim Aşığı, Eğitmen, Danışman ve Koç

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.